Erken Evlilik Ve Yasak Kültü!

11146252_896386613738081_3700406943845083521_n

Hiç gündememizden düşmeyen bir konu olarak Çocuk Gelin kavramı bir meslektaşımın facebook üzerinden bir paylaşımı ile benim de paylaşım gündemime oturdu. Paylaşımda bir fotoğraf ve Amasya’da bir gelinlik firmasının dövizi: “18 yaşından gün almamış kızlarımıza gelinlik-nişanlık kiralama ve satışı yapılmaz” “geline çocuk yakışır çocuk geline gelinlik yakışmaz” .

Öncelikle evlenme, Türk Medeni Kanunu’na göre evlenmeye ehil erkek ve kadının, yetkili kanuni merci önünde yapmış oldukları çift taraflı bir akittir. Tüm akitler gibi taraflar için öngördüğü bazı sorumluluk yükler ve ayrıcalıklar kazandırır. 16 yaşından küçük hiç kimse evlendirilemez, 16 yaşında olna gençler ancak mahkeme kararı ile evlenebilir(mahkemenin kararı tıbbi ve psikososyal inceleme ile desteklenir); 17 yaşında ise gençler velilerinin muvafakatı ile(yazılı onaması gereklidir) evlenebilirler.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun(TÜİK) 18 yaş altı evlenme oranlarının* istatistiklerinin yayınlanmasının ardından erken evlilik her yıl yeniden gündemin ön sıralarına çıkar, toplumumuz da çok uzun süredir artan bir oranda bu konuya daha duyarlı davranır ve itiraz sesleri daha kolay duyulur; ardından yeniden sadece  kadın hakları savunucularının göreviymiş gibi bir süre gündemden düşer taki bir dahaki istatistik açıklamalarına ya da ölüm ve benzeri durumların açığa çıkışına kadar.

Yasaların gençlere tanıdığı hakkı aileleri ile birlikte kullanmaları şartı bu gençlerin ehil olmamasından kaynaklandığı sonucu ile birlikte bunların yasal olduğu, bu yasanın yasa koyucu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından oluşturulduğu unutulur ya da yasaklanması talep edilir ama o da unutulur. Amasya’daki gelinlik firması da benzer bir yoldan giderek gelinlik-nişanlık satışını durdurmuş, yasaklamış. Toptancı bir tavır ile yasal olmayan(istismar) ile yasal birbirine karışıtırılır.

Aslında daha önce bahsetmeye çalıştığım gibi bu evlilikler yasal olmakla beraber taraflara belirli sorumluluklar yükleyen bir anlaşmadır. Özellikle TUİK’in 18 yaş altı yasal evlilikler sonrası açığa çıkan yasaklama duyarlılığının aksine bu gençlerin desteklenmeleri gerekmektedir. Ama nasıl?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na (ASPB) bağlı bir bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezinde(BSRM) çalıştığım dönemde edindiğim deneyimlere dayanarak şunu söyleyebilirim:

ASPB’de bir çok kuruluş bu duruma karşı çalışsa da bakış açısının yapılan işin kalitesini ve sonucunu etkileyeceği aşikardır. Artık hayata tek bir pencereden bakmanın  zarüri olmasından dolayı, bu kuruluşların, eğitim kurumlarının, mahkemelerin ve sağlık çalışanlarının birlikte ama tek tip davranmaya zorlandığını söyleyebilirim. Tek tipleşme, muhafazakarlaşma mücadele edilmesi gereken en önemli nedendir. Gençlere muhazakarlığın sunduğu tek çözüm alternatifi annesinin-babasının evinden çıkıp erkeğin evine girmesi ve yuvayı kurmasıdır.

16-17 yaşında çocukların evlenemediklerinde ise partnerleri ile gayri resmi biriliktelik yaşadıkları, oranlarının azımsanmayacak sayılarda olduğu ve bir çok gencin dini ritüllerin yerine getirilmesinin evlilik için yeterli olacağını düşündüklerine şahit oldum. Asıl mücadele edilmesi gereken sonuçsa tam da bu gençlerin bir çoğunun düştüğü durumdur. Çünkü yasal dayanakları olmayan bu gençler, aile olarak kabul edilmemekte, ihtiyaçları olmasına rağmen herhangi bir sosyal-ekonomik destek alamamakta, istismar ya da şiddete açık olmakta, ayrılık gibi durumlarda nafaka v.b. talepleri olamamaktadır.

Neden evlenmek istiyorlar?

Kimsenin 18 yaş altındaki gençlere cevaplarını dinlemek için “Neden evlenmek istiyorsunuz?” diye sormadığı bir toplumda “18 yaş altında gençlerin evlenmeleri yasaklanmalı”, “onlara gelinlik bile satılmamalı” feryatları gençler için bir şey ifade etmektedir. Bu gençlerin önemli bir kısımının yetişkin olma arzusu düşündüğünüzden çok daha önemli ve anlamlıdır. Evine kapatılmış, ev içinde herhangi bir söz hakkı olmayan, eğitiminden kopartılıp çalışmaya zorlanmış, çalıştığı ortamda istismara açık olması umursanmayan bu gençlerin evlenme çabaları tam da fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik istismardan bir şekilde kurtulma çabası hatta tek yolu olarak önlerinde durmaktadır.

Evliliklerini engellemeye çalışan herkesin gençler tarafından bir kenara itilmesi de bir başka husustur. Gençler kendilerine söz hakkı tanımayan ailelerinden biran önce ayrılıp “kendi evinin kadını olmak” (“evin erkeği olmak” benzer bir motivasyondur)  isterken, yaşam korkusu olmadan cinselliklerini yaşamak, aslında tam anlamıyla yaşamları hakkında söz sahibi olmak istemektedirler. Evlenmek için kaçan gençler, hamile kalırsa evlenmesine izin verileceğini düşünenler, hapsedilmiş, iğdiş edilmeye çalışılan bir gençliğin sonuçları olarak halen toplumumuzun bir parçası olarak durmaktadır.

Bu gençlerin acilen desteklenmeleri gerektiği aşikardır. Gencin evliliğinin isteği dışında olmasını engellemenin yolları aranmalı; evliliğin, yaşadığı bahsedilen sıkıntılardan kurtulması için tek seçenek olmadığı gösterilmelidir. Ne olursa olsun gençlerin gelecekleri ilgili iş ve bağımsız yaşamak gibi  seçeneklerinin olması gereklidir! Bu tip durumlar için gençlik evleri kurulmalı gencin kendi hayatı üzerine bağımsız karar vermesi sağlanmalıdır.

Bu tip durumların, aileden bağımsız yaşayan gençlerin sayısını arttıracağı aşikardır. Yoksa siz onların kendilerini istismar eden aileleri ile yaşamalarını mı tercih edersiniz? Neyin tercih edildiğinin hiç bir önemi yoktur. Gençler neyi istiyor, tercih ediyor asıl mesele budur.

Gençlerin tercihlerinin önüne geçme, bunları yasaklama çabaları yerine bu gençlerin ailelerine odaklanılmalıdır. 18 yaşından küçük, evlenmek isteyen gençlerin ailelerini riskli aile olarak kabul edip, ailenin sosyoekonomik desteklere ihtiyacı sorgulanmalı, özellikle annenin ve ailenin diğer çocuklarının ihtiyaç noktaları belirlenmeli bunun üzerinden bir sosyal hizmet planlanı oluşturulmalıdır.

Erken evliliklerinin travmatik olduğu inkar edilemez! Ama her travmatik olaya maruz kalanın travmatize olacağı da söylenemez! Bu nedenle gencin ihtiyaçlarına odaklanılmalı bu süreçte onları destekleyecek tıbbi, psikolojik, sosyal destekler sunulmalı eğer varsa çocukları ücretsiz kreş sağlanmalı ve bu gençlerin yaşama katılması için meslek edinmesi fırsatı yaratılmalıdır. Yetişkinlere ait “‘özgür’ bir bireyin ya da gencin kendine zarar verecek kararlar vereceği” inancı terkedilmeli ancak yasaklamaların gençleri gayri resmi birlikteliklere ittiği, bir şekilde dini ritüellerle evlenen gençlerin istismara daha açık olduğu unutulmamalıdır.

Gençlerin kendi başlarına bırakılırsa doğru kararlar alamayacağı, kendilerine ve başkalarına zarar verecekleri kabulü ne psikolojik olarak ne de sosyal olarak kabul edilemez. Yasaklamalara sebep oluşturmak için uydurulduğu aşikardır. Bu yaklaşım toplumun muhafazakarlığından beslenen benim ‘Yasak’a inanmak, tapınmak olarak açabileceğim Yasak Kültü’nün, yasağın tüm sorunları çözen, her derde deva bir yaklaşım olarak görülmesinin bir başka tezahürüdür.

Gençler ve Cinsellik?

Kimi zaman gençlerin, evlilik dışı/öncesi cinselliğinin ahlaksızlık damgası ile yasaklanması, karşı cinsle her türlü iletşiminin önüne geçilmeye çalışılması(karma eğitimin kaldırılması tartışmalarını da düşünürsek),  gençlerin hazır olmadıkları bir cinsellik yaşamalarını istememek gibi daha genç odaklı bir yaklaşımla buluşur ve ortak bir söyleme dönüşür: 18 yaş altı evlilikler yasaklasın!

Cinsellik odaklı bu yaklaşımlar, yetişkin odaklı düşünceden alır kaynağını. Gençlerin büyük çoğunluğunun cinsellik konusunda meraklı oldukları doğru olsa da cinselliği yaşamak konusunda ciddi cekinceleri vardır. Karşı cinsle yan yana, özgür bir şekilde paylaşım da bulunan gençler cinselliği daha çok duygusal, romantik boyutlarda yaşar. Yani iki gencin el ele tutuşmalarıdan cinsel birliktelik çıkaranlar yetişkinlerin zihinleridir. Yetişkinlere diyebileceğim tek şey: bunlar sizin kurgularınız, sizin hayaliniz, tek sorumlusu da sizsiniz. Bunun aksine karşı cinsle insani temel ilişkiler kurma fırsatı engellenen yasaklı bir çok genç yetişkinlerin kurgusal-fantastik mesajlarını gayet iyi bir şekilde alır ve benzer düşünceyle karşı cinsle sadece cinsellik yaşayabileceğini, bu şekilde karşı cinse dair merağını giderebileceğini, duygularını ve romantizmi ancak cinsellikle yaşayabileceğine inanır nihayetinde bir yetişkin gibi davranır. Bir diğer hususta yasaklarla engellenen gençlerin en azından duygusal istismar mağduru olduğu ve bu istismar ya da istismarların gencin diğer bir itkisi olduğu unutulmamalıdır.

Gençlerin fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak hazır hissetmeden cinsel birliktelik yaşamak gibi bir aceleciliği yoktur. Eğer böyleyse, gençlerin cinsellik yaşama, yetişkin gibi davranma veya erken evlilikte aceleciliğinin kaynaklarını diğer psikolojik ihtiyaçlarında aramak, nedeni birey, aile ve çevre(medya ve devlet kurumları da dahil) ile etkileşimlerinde aramak gereklidir.

Gençlerin çok az kısmı salt seks ile ilgilidir ve cinselleştirilmiş davranış diye adlandırılan tavırlar sergileyen gençlerin büyük çoğunluğu ihmal ve fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik istismarlardan en az bir istismar çeşidine maruz kalmıştır. Mesleki deneyimlerime göre söyleyebilirim ki bir istismar asla tek başına yaşanmaz, bir istismar çeşidinin olduğu yerde diğer istismar ikincil olarak belli belirsiz dahi olsa vardır. İstismar edilen çocuk/genç ilgiye, sevgiye açtır ve Aşk ile Şehvet bir birine karışmıştır. Genç, evlilik ile ilgiye, sevgiye, karşı cinse, cinselliğe, duygusallığa, romatizme, bağımsızlığa kavuşacağını, çocukluktan erişkinliğe geçeceğini varsaymaktadır.

Konu üzerine düşünenler, araştıranlar için bir ek: Tüm bu psikolojik boyut hetero-normatif ilişki biçimlerinin dışına çıkıldığında başka bir çıkmaza girmekte; cinsel yönelimin bir kimliğe dönüşmesi, olgunlaşması kişinin varoluş problemleri ile boğuşması ile sekteye uğramaktadır(bu konu ise yazının odağını değiştirmemek için başka bir yazının konusu olmalıdır. ).

Daha Fazlası…

Devletler vatandaşlarına, şirketler çalışanlarına, okullar öğrencilerine, sevgililer birbirlerine, aileler çocuklarına yasaklar koyarak ilişkilerine kurallar ve düzen getirdiklerine inanırlar ve karşı tarafı da buna inandırmak için uğraşırlar.

Bireysel-psikolojik düzleme dönersek; çocukların bazı şeyleri yemesi, izlemesi, oynaması yasaktır. Gençlerin, kendi hayatları ile ilgili kararlar alması, istedikleri gibi giyinmesi, geç saatte dışarı çıkması, özellikle genç bir kadınsa karşı tarafla iletişim kurması yasaktır. Kendisi de genç olmuş ve bir çok gençle çalışmış birisi olarak söylemeliyim ki bu yasakların hiç işe yaradığını görmedim ya da gence  olumlu bir katkı sunduğunu. Kendileri de genç olmuş bir çok aile büyüğü korkularına teslim olup bir şekilde kendilerinde dahi işe yaramamış bu Yasak Kültüne teslim olmaktadır. Bunun kültürel yapının yansımasından daha fazlası olduğunu, aile bireylerinin devlet, okul ya da işyeri ile bundan daha farklı bir ilişki oluşturamadıklarını tekrar vurgulamak gerekiyor sanırım.

Muhafazakarlığın bahsedilen durumu korumaya yönelik çabaları erken yaşta evlenmeye itilen gençlerin sayısını giderek arttıracak, istitastikleri kabartıp özellikle kadına yönelik zapturapt altına alma çabaları sadece daha fazla gencin istemedikleri diğer seçeneklere yönelmesine neden olacaktır. Bu nedenle herkes gibi gençlerin kendi dünyalarının efendileri olduğu unutulmamalı, özgür olduklarında, kendilerine ve çevrelerine zarar vermeyecek tercihler yapacaklarına güvenilmelidir.

Özgür bir gençlik yaşanılabilir bir dünyanın garantisidir!

*TÜİK tarafından yıllık yayımlanan evlenme istatistikleri MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) veri tabanından elde edilmekte olup resmi evlenmeleri kapsamaktadır.

TÜİK rakamlarına göre 18 yaş altında evlenen kız çocuklarının sayısı yıllar bazında aşağıda verilmiş olup, basın yer alan haberlerdeki rakam ise 2001-2012 yılları arasındaki tüm evlenmelerin ve doğum sayılarının toplam değeridir. Ülkemizde 2012 yılında yapılan toplam resmi evlenmeler içinde 16-17 yaşında evlenen kız çocuklarının oranı %6,7 olup, sayıları 40 428’dir.

2007 yılında resmi olarak evli olan “16-17” yaş grubundaki evli çocuk nüfus oranı ‰0,99 iken 2014 yılında ‰0,69’a düşmüştür. Evli çocuk nüfus cinsiyete göre incelendiğinde, cinsiyetler arasında farklılık olmakla birlikte, her iki cinsiyette de zaman içerisinde azalma görülmektedir. 2007 yılında evli çocuk nüfus oranı erkekler için ‰0,07, kızlar için %1,95 iken 2014 yılında evli çocuk nüfus oranı sırasıyla ‰0,05 ve %1,34’e düşmüştür.

Sevebilirsin...