Ergenlik ve Riskli Davranışlar

Amerika Birleşik Devletleri’nde bulaşık makinesinde kullanılan tablet/kapsül deterjanlardan yiyen 10 genç hayatını kaybettiği haberini duydunuz mu? Bu haber ile  “Ergenler neden böyle davranır? Neden hayatlarını bu kadar kolay riske atabilirler? Tüm sorun ergenlik mi” konusunu yeniden ele alma ihtiyacı doğdu son günlerde.

 

Ergenliğin sonu genellikle süreğen ve bağımsız bir role sahip olmakla biter ancak kalıcı olduğu düşünülen ve tek başına yaşamda ayakta kalacağı varsayılan yetişkin kişiliğin oluşumu ergenliğin karmaşık yollarından geçer.

 

Ergenler yetişkinler ve çocuklara göre daha çok risk alırlar. Onlar için kendi seçtiği kişilerle sosyalleşmek, onaylanmak, kabul görmek, bir grubun parçası olmak hayati bir önem taşıyor gibi görünmektedir ve bu gibi istekler kişinin daha da risk almasına neden olur.

 

Bir gencin aldığı riskler çoğu zaman gencin yetişkinlikte ihtiyaç duyacakları becerilerin gelişmesini sağlarken yaşamın zorlanması ve sınırların aşılması üzerine kuruludur. Temelde tüm bunları, araç sürmeyi öğrenen bir şoför adayına “al bu yarış arabasını biraz pratik yap” dedikten sonra karşılaşacaklara benzetebiliriz.  Bir anlamda beyin çocukluktan ergenliğe girişiyle birlikte hızla potansiyelini arttırır adeta bir yarış arabasına döner ancak bu potansiyeli idare edecek deneyime ve kontrol mekanizmalarına sahip değildir.

 

Gencin içine doğduğu dünyanın değerlerinden etkilenmemesini beklemek nafiledir. Bu yeni dünyada her şey bir ekran karşında ve herkesin herkese bir tık ötede olduğunu unutmamak önemlidir. Dış dünya onlara “ benim değerlerime uygun davranırsan seni alkışlar, önemserim” demektedir. Dış dünyanın değerlerini çok saldırgan ve saçma olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Kaba bir itiraz ve öfkenin ötesinde, gencin korunması,  kendi değerlerini üretebilme ve potansiyelini gerçekleştirebilmesi ile mümkün olacaktır.

 

Öncelikle gencin anne babası ile sıcak samimi net bir ilişkiye ihtiyacı vardır. Bu ilişki de bazı gençler bağımsızlıklarını daha çok vurgularlar, gencin sesine kulak vermek her iki tarafa da iyi gelecektir. İlişkinin çocukluktan getirdiği iç içe geçmişliği üzerine düşünmek, yeni bir evreye girildiğinin, farklı kuralları olacağının ve birey olmak için sınırları genişletmeye çalışan genç ile çocuğunu korumaya çalışan anne-babanın korkuları ve kaygıları ile baş edebilmesi önemlidir.

 

Yetişkinlere düşen görev ise bu potansiyeli kontrol yeteneklerini geliştirebilecekleri fırsatlar yaratmak, bunun yavaş yavaş gelişebileceğini unutmamak, rehberlik etmek, işler istedikleri gitmediğinde durumu kişiselleştirmemek(ben kötü anne-babayım ya da bu çocuk iflah olmaz) ve gerekirse yardım almaktır.

 

Tüm bunları yaparken anne-babanın kendi değerlerini, düşüncelerini ve duygularını aktarması ise her iki taraf için de ihtiyaçtır. Anne-babanın bir bebeği-çocuğu büyütürken sınanan yetişkinlikleri, artık bir gencin yaşama hazırlanması ile perçinlenmektedir. Bu ilişkinin iki tarafının olduğu unutulmamalıdır.

 

Gençler, bulaşık makinesi tableti yemek gibi riskli davranışlar sergilerken ya da sizin söylediklerinizin tam tersini yaparken temelde iki şey isterler, “Beni belirlemeye çalışma/ Ben kendi yolumu bulurum.” ve “Ne kadar tersini söylesem de asla benden vazgeçme/ zor zamanlarda yanımda olacağını bilmek .”dur. “Senin bu söylediklerini duyuyorum ve anlıyorum. Bense şunları yaşıyorum…” onlara ulaşmanızın en azından başlangıçta anahtarı olacaktır.

 

You may also like...